SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

1687 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu rivayetleri Buhâri «Hudûd» bahsinde; son rivayeti Nesâî «Katı'»da, İbni Mâce «Hudûd»da tahrîc etmişlerdir.

 

Rivayetlerin hepsi çalınan malın nisabını yâni hırsız ne mikdâr mal çalarsa eli kesileceğini bildirmektedir. Bu hususta Nevevî şunları söylemiştir :

 

«Ulemâ hırsızın eli kesilmesi lâzım geldiğine ittifak etmiş; nisâb ve mikdârının şart olup olmaması hususunda ise ihtilâfa düşmüşlerdir. Zahirîler nisabın şart olmadığına, çalman malın azında, çoğunda el kesmek lâzım geldiğine kail olmuşlardır. Bizim ulemâmızdan îbni Binti'ş.Şâfiî de buna kaildir. Kaadî İyâd bu kavli Hasan-i Basrî-ile Haricîler 'den ve Zahirîler'den rivayet etmiştir. Bunlar Teâlâ Hazretlerinin :

 

(Erkek ve kadın hırsızın ellerini kesiverini) âyet-i kertmesinin umumu ile istidlal etmiş; ayeti tahsise lüzum görmemişlerdir.

 

Cumhuru ulemâ: Ei ancak nisâb bulunursa kesilir; demişlerdir. Delilleri buradaki Sahih hadislerdir. Sonra nisabın mikdârında İhtilâf etmişlerdir, imam Şafiî: Nisâb, çeyrek altın dinar veya onun kıymetidir; velev ki kıymeti Uç dirhem (gümüş) yahut daha az veya çok olsun! Bu mikatardan daha azda el kesilmez; demiştir. Ulemâdan birçoKları yahut ekserisi buna kail olmuşlardır. Hz. Âişe ile Ömer b. Abdilâziz'in, Evzâi, Leys, Ebû Sevr, ishâk ve başkalarının kavilleri de budur. Dâvûd-u Zahirî 'den dahî rivayet olunmuştur.

 

İmam Mâlik, Ahmed ve bir rivayette İshâk çeyrek altında veya üç dirhemde yahut bunlardan birinin kıymetinde el kesileceğine, bundan aşağı olursa kesilmiyeceğine kail olmuşlardır.

 

Süleyman b. Yesâr, ibni Şubrurr;, İbni Ebî Leylâ ve bir rivayette Hasan-i Hasrî elin ancak beş dirhemde kesileceğini söylemişlerdir. Bu kavil Ömer b. Hattâb'dan rivayet olunmuştur.

 

Ebû Hanîfe ile ashabına göre el ancak on dirhem veya o kıymetteki mal için kesilir.

 

Kaadî İyâd bazı sahabeden buradaki nisâbın dört dirhem olduğunu rivayet etmiştir. Osman El-Bettî 'den nisabın bir dirhem olduğu, Hasan 'dan iki dirhem olduğu, İbrahim Nehaî'-den kırk dirhem yahut dört altın dînâr olduğu rivayet edilmiştir.

 

Sahîh olan kavil Şafiî ile ona muvafakat edenlerin söyledikleridir. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hadîslerde nisabı lâfzan tasrîh etmiş ve onun çeyrek dînâr (altın) olduğunu bildirmiştir. Geri kalan takdirler merdûddur; asılları yoktur. Bununla beraber onlar buradaki sarih hadîslere de muhaliftir.

 

Nebi (Sallallahu Aleyhl ve Sellem)'in hırsızın elini üç dirhem kıymetinde bir kalkan için kestiğini bildiren rivayete gelince : Bu o mikdârın çeyrek dînâra veya daha fazlasına müsavi olduğuna hamledilir. Sonra bu, umumu olmayan muayyen bir kaziyyedir. Binâenaleyh bu ihtimâlli rivayete bakarak nisabı tahdîd hususunda Peygamber (Sallallahu Aleyhl ve Sellem)'in sarih sözünü terk etmek caiz değildir; belki o rivayeti onun sözüne muvafık olana hamletmek gerekir. Diğer rivayet (yâni: Hırsızın eli bir kalkanın kıymetinden daha azda kesilmez rivayeti) de öyledir. O da kalkanın çeyrek dînâr kıymetinde olduğuna hamledilir. Nebi (Sallallahu Aleyhl ve Sellem)'in sarih takdirine uyması için bu te'vîl mutlaka lâzımdır.

 

Bâzı Hanefîler'le başkalarının ihticâc ettikleri, on dirhem kıymetinde —bir rivayette beş dirhem kıymetinde— bir kalkan için el kesildiğini bildiren hadîsler ise zayıftır: Onlarla başka rivayet bulunmasa bile amel edilemez; nerede kaldı ki bunlar çeyrek dinarla takdir hususundaki sahih ve sarih hadîslere muhalif oldukları halde amel edilsin! Mâmaiîh bu rivayetleri, hırsızın elini kesmek için şart olmayıp tesadüfen kıymeti on dirhem gelen kalkana hamletmek de mümkündür. Rivayetin lâfzında nisabın bununla takdir edildiğine delâlet eden bir şey yoktur.»

 

Nevevî'nin sözü burada sona erdi. Ancak onun kat'î bir lisanla sahîh ve haklı gösterdiği Şâfiîler'in istidlaline Hanefîler'den îmam Tahâvî şu cevâbı vermiştir:

 

«Bu söylediklerinizi teslim ve kabul edebilirdik : Şayet Hz. Âişe'den gelen rivayetler muhtelif olmasaydı!..» Tahâvî bundan sonra bu rivayetlerin bâzısının muttasıl, bazısının mevkuf olduğunu senedleri ile beyân etmiştir. Hanefîler bu meselede Tahâvî ve Nesâî'nin rivayet ettikleri İbni Abbâs (Radiyallahu anh) hadîsleri ile amel etmişlerdir. Bu rivayetlerin birinde Hz. İbni Abbâs: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhl ve Sellem)'in mukabilinde el kestiği kalkanın kıymeti on dirhemdi.» demiştir. Nesâi'nin bir rivayetinde: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhl ve Sellem) devrinde kalkanın kıymeti on dirhemdi.» deniliyor, Hz. Âişe rivayetleri on dirhemden azda el kesmeyi mubah görüyor; îbni Abbâe rivayetleri ise bunu tecviz etmiyor. Usûl-i fıkıh kaidelerine g#fe hazrla ibâha yâni haramla mubah tearuz ederse hazr tercih olunur. Yâni burada olduğu gibi; bir mesele hakkında iki rivayet bulunup biri mubah olduğuna, diğeri caiz olmadığına delâlet ederse caiz olmadığını bildiren rivayetle amel gerekir.

 

Hâsılı: İslâm dîninde hırsızın cezası elinin kesilmesidir.

 

Hırsız: Başkasının mülkü olduğu şüphesiz bilinen nisâb mikdârı veya kıymeti nisâb mikdarım bulan korunan bir malı gizlice alan âkil ve baliğ kimsedir. Şu halde başkasının mülkü olmayan yahut mülk olduğunda şüphe edilen veya korunmayan bir malı çalan hırsızın eli kesilmediği gibi, çaldığı mal nisâb mikdarını tutmayan, gizli çalmayan ve âkil baliğ olmayan hırsızın da eli kesilmez. Bu hususta Hanefîler'in «El-Ihtîyâr* adlı fıkıh kitabında şöyle îzâhât verilmiştir:

 

«İnsanlardan öylesi vardır ki, onu ne akıl menedebilir ne nakil! Böylelerini ne diyanet vazgeçirebilir, ne de mürüvvet ve emânet önleyebilir!.. Eğer el kesmek, asmak ve emsali gibi şer'î zecirler olmasaydı bunlar başkalarının mallarını inad için aşikâre almaya yahut gizlice çalmaya şitâb ederlerdi. Bunda ise kimseye meçhul kalmayan bir fesad vardır. İşte küçük ve büyük hırsızlıkta  —fesad kapısını kapamak ve kulların hallerini düzene sokmak için— gerek gizlenen, gerekse inadına aşikâre çalan hırsız hakkında bu zecrî cezaları meşru kılmak münâsib olmuştur. Deliller mutlak olduğundan eli kesilmesi hususunda hür ile köle müsavidir...

 

Hırsızın âkil baliğ olması lâ büddür; çünkü el kesmek, cinayetten menetmek için meşru' olmuştur; sabinin ve delinin cinayeti yoktur...»

 

Hırsızın eli kesilmek için korunan bir malı çalmış olması bütün ulemaya göre şarttır. Bundan dolayıdır ki, kefen soyucunun eli kesilmez. Çünkü kefen korunan bir mal değildir.

 

Her malın korunması o yerin örfü âdedine bağlıdır. Bu hususta Dâvûd-u Zahirî cumhura muhâlefet ederek malın korunmasını şart kılmamıştır. Hırsızın çaldığı malda şüphesi olmaması da şarttır. Yâni çaldığı malın başkasına aid olduğunu yüzde yüz bilecektir. Aksi takdirde eli kesilmez; zîra şer'î hadler (cezalar) şüphe ile tatbik edilemezler.

 

Malı çalınan kimsenin, malını istemesi de şarttır.

 

îlk defa çaldığında hırsızın sağ eli kesileceğinde bütün ulemâ müttefiktir. Şâfiî, Mâlik, Medine ulemâsı, Zührî , İmam Ahmed ve Ebû Sevr 'e göre ikinci defa çaldığında sol ayağı, üçüncüde sol eli, dördüncüde sağ ayağı kesilir. Bundan sonra her çaldığında ta'zîr olunur. Hanefîler'e göre ise ikinci hırsızlıkta sol ayağı kesilir. Bir daha çalarsa artık el ayak kesilmez; tevbe edinceye kadar hapsedilir.

 

İmam Azam, Mâlik, Şafiî ve cumhûr-u ulemâ elin bilekten, ayağın da topuktan kesileceğine kail olmuşlardır. Hz. Ali (Radiyallahu anh) ayağın yarıdan kesileceğini söylemiştir. İmam Ahmed'le Ebû Sevr'in mezhepleri de budur. Seleften bazılarına göre el dirsekten kesilir; omuzdan kesileceğini söyleyenler de olmuştur.

 

Hırsızın yumurta veya ip çalma rivayetine gelince: Ulemâdan bir cemaate göre buradaki yumurtadan murâd: Başa giyilen miğfer; ipten maksat da gemi halatıdır ki, bunların her biri çeyrek dinardan fazla kıymetlidir. Fakat muhakkik âlimler bu te'vîli zayıf görmüşlerdir. Çünkü miğferle halatın zahiren birer kıymeti vardır. Halbuki bu makam kıymet beyanı değil, kıymetsiz bir şeyin beyânı makamıdır. Pek kıymetli

 

Bir mâl çaldığı içln eli kesilen veya hapsedilen bir hırsız o ka/ar ayıplanmaz; kıymetsiz bir şeyden dolayı cezalanırsa ayıplanır. Meselâ : Yazıklar olsun filâna! Bir milyonluk mal İçin elinin kesilmesine sebep oldu! denilmez. Bu hiç bir millette âded değildir. Bilâkis çalınan mal ehemmiyetsiz olursa bu söz o zaman söylenir ve : Yazıklar olsun filâna! Çürük bir ipten dolayı hapsi boyladı! denilir. Yâni çalınan şey ne kadar kıymetsizse bu makamda söz o nisbette beliğ sayılır. Nevevî: «Doğrusu bundan murâd: Ehemmiyetsiz bir mal mukabilinde kaybettiği elin büyüklüğüne tenbîhtir...» diyor. Yumurta ile ipten bunların cinsleri kasdedilmiş de olabilir. Yahut yumurtayı çalmakla eli kesilmeyince hırsız bundan cesaret alarak daha kıymetli malları çalmaya başlar ve nihayet eli kesilir. Buna sebep ilk çaldığı yumurta olduğu için hadîste o zikredilmiştir. Şöyle de denilebilir: Hırsız bir yumurta veya ip çalar da hükümdar siyaseten onun elini keser. Hadîste zikredilmeleri bundan olabilir.

 

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhl ve Sellem)'in :

 

«Allah hırsıza lanet eylesin!» buyurması, şahsı belirtilmeyen âsîlere lanet okumanın caiz olduğuna delildir. Çünkü bu lanet cinse raci'dir ve caizdir. Muayyen kimseye lanet okumak caiz değildir. Mâmafîh bâzıları: «Hadd vurıılmazdan önce lanet okumana? caiz, hadden sonra ise caiz değildir; çünkü hudûdü şer'iyye günahlara keffârettir.» demişlerse de Kaadî İyâd bu te'vîlin bâtıl olduğunu söylemiştir.